20 Şubat 2014 Perşembe

Boğmaca

0 yorum

Boğmaca Hastalığı Nedir: Boğmaca öksürükle kendini gösteren, mikropların neden olduğu bulaşıcı bir solunum yolu hastalığıdır. Her yaşta görülmekle beraber, çocukluk dönemindeki boğmaca şiddetli seyreder. Her dönemde görülebilen boğmaca, genelde sonabahar aylarında ortaya çıkar. Boğmacaya, Bordetela cinsi mikroplar yol açar. Bu mikrop insanlara yerleşir. Hastalığa neden olduğu herhangi bir hayvan yoktur.

Boğmaca Hastalığı nedir, tedavisi nedir
Çok bulaşıcı bir hastalıktır. Damlacık infeksionu yoluyla insandan insana bulaşabilen bir hastalıktır. Bulaşıcılık, hastalık ortaya çıktıktan yaklaşık 30-40 gün kadar daha devam eder. Boğmaca bir kere ortaya çıktıktan sonra ona karşı doğal bağışıklık gelişir. Bir daha ömür boyu ortaya çıkmaz. Aşı ile sağlanan bağışıklık ise 5-7 yıl kadar sürer. Bu süreden sonra tekrar aşı olmak gereklidir. Sıklıkla bebeklerde ortaya çıkan bir hastalıktır. Fakat günümüzde erişkinlerde görülme sayısı da artmaktadır.

Boğmaca neden ileri gelir ? Çoğunluk vakalarda bir virüs enfeksiyonundan ileri gelmektedir. Bakteri, organizmaları da bu hastalığa neden olabilir.
Boğmaca difteriden ileri gelebilir mi ? Evet. Boğazda ve soluk borusunda bir zarın meydana gelmesiyle bir tip difteri boğmacası gelişebilir.
Boğmaca olduğu nasıl anlaşılır ? İlk belirtileri nefes almakta güçlük çekilmesi, boğuk seslilik veya ses kaybı, horoz ötüşüme veya ayıbalığının havlamasına benzer sesler çıkarılmasıdır. normal vakalarda çocuğun ateşi biraz artar. Ciddî vakalardaysa hastanın nöbeti fazlasıyla yükselebilir.
Boğmaca genellikle ne zaman başlar ? Genellikle geceleri. Çoğu zaman gündüz kaybolur ve bir gece sonrası daha şiddetli olarak kendini belirtir.
Ortalama bir boğmaca vakası ne kadar süreli olur ? Bir Günden üç Güne kadar.
Boğmacanın tedavisi nedir ?
  • Solukla içeriye buhar çektirmekle.
  • Çocuğun boğazının arka kısmına bir kaşık sokarak kusturmakla. Kusmak yoluyla çocuk, çok kez boğazı tıkayan katı balgamı dışarıya atabilir.
  • Doktorun kontrolü altında çocuğun kusmasını temin etmek için çocuğa ipeka verilmekle.
  • Odada bir buhar tenceresinin (çaydanlığın) devamlı buhar çıkarmasıyla çocuğun yatmakta olduğu odayı ılık ve nemli bulundurmakla.
Boğmaca yeniden gelme eğilimini gösterir mi ?Evet. Bir çocuk bir kez boğmacaya yakalandı mı, iki veya üç yıl süreyle her solunum yolu enfeksiyonunda bu hastalığa yeniden yakalanma eğiliminde olacaktır.
Ciddî olan boğmaca vakalarında özel tedavi metotlarına ihtiyaç duyulur mu ?
Evet. Ciddî bir boğmaca vakası olan çocuk hiç vakit kaybetmeden bir doktora gösterilmelidir. Çünkü bu gibi ciddî vakalarda nefes tıkanıklıkları eğilim oranları çok yüksek olur.
Ciddî boğmaca vakalarında ne yapılmalıdır ?
Buharla açılamayan nefes tıkanıklığı varsa doktor derhal yapılması gerekli olabilecek bir soluk borusunun açılması (tracheotomy) Ameliyat yapılması için çocuğun hastaneye kaldırılmasını isteyebilir Çok acil vakalarda doktor bu ameliyatı evde yapmak lüzumunu bile hissedebilir.
Trachetomy nedir ?
Çocuğun soluk almasını temin için nefes borusuna açılan bir deliktir.
Ciddî bir boğmaca vakası için başka tedavi metotları var mıdır ?
Evet, birçok vakada Oksijen verilmesi yararlı olmaktadır.
Boğmaca tedavisinde antibiyotikler yararlı olurlar mı ?
Hafif vakalarda bunlara lüzum görülmemekteyse de, ciddî vakalarda yararlı olurlar.
Boğmaca olan çocuklara özel bir gıda rejimi tatbik edilmeli mi ?
Yumuşak yemekler ve ılık sıvıdan verilmesi tercih edilmelidir.
Boğmaca herhangi bir şekilde önlenebilir mi ?
Hayır. Ancak evde, Özellikle çocuğun yatmakta olduğu odanın, nemli olması yararlı olmaktadır.
Boğmacaya karşı tesirli bir aşı mevcut mudur ?
Hayır.
Boğmacadan sonradan görülen kalıcı tesirler olabilir mi ?
Genellikle hayır. Vakaların büyük çoğunluğu tamamen iyileşir.
Boğmacaya yakalanan bir çocuğu karantinaya almak gerekli midir ?
Hayır. Ancak hastalık bulaşıcı olduğundan her üst kısım solunum enfeksiyonlarında alınması gereken tedbirler ihmal edilmemelidir.
Boğmacaya, aîlerjik çocuklarda daha mı sık rastlanır ?
Evet.
Belirli bir mevsimde daha mı fazla meydana gelir ?
Evet. Özellikle kışın ve sonbaharda görülen bir hastalıktır.
Boğmacadan iyileştikten ne kadar süre sonra, çocuğun evden çıkmasına izin verilmelidir ?
Hafif vakalarda iyileştikten iki veya üç Gün sonra, ciddî vakalarda ise iyileştikten bir hafta veya on gün sonra.
Boğmaca Hastalığının Belirtileri:
  • Bulantı ve kusma.
  • Hırıltılı nefes alma
  • Yemeyi ve içmeyi zorlaştıran koyu bir balgam
  • Sık sık Hapşurma
  • Ateşlenme
  • Öksürük nöbetleri
Hastalık belirtileri çocuklarda daha hızlı seyreder çünkü bünyeleri çok daha zayıfıt ancak yetişkinlerde bu süreç daha uzundur.Boğmaca aşısı doktorlar tarafından tavsiye edilmektedir. Bebeklerde ilk aşı 2. ayda yaptırılmalıdır. Daha sonra birer ay aralıklı 2. ve 3. aşılar yaptırılır, 16. ve 24. aylar arasında ise 4. aşı yaptırılmalıdır.6 yaş altındaki tüm çocuklara bu aşı şiddetle tavsiye edilmektedir. Koruma süresi en az 10 yıl olarak gözlemlenmiştir.

Boğmacadan Korunma
Hastayla yakın temas içinde bulunan ya da aynı ortamı paylaşanların mutlaka eritromisin proflaksisi olması gerekir. İlk bir hafta hastanın kaldığı yer, bulunduğu ortam diğer bireylerden ayrılmalıdır. Bu üsre içinde hastaya antibiyotik tedavisi uygulanır. Asıl korunma yöntemi aşılamadır. Çocukluk dönemind eyapılır. Hasta yakınlarının da aşılarının yapılması gerekmektedir.
Devamını Oku...

13 Ocak 2014 Pazartesi

Astım

0 yorum

Astım hastalığı, solunum yollarının süregelen bir iltihap sonucu aşırı derecede duyarlı olmasına ve bazı etkenlerle zaman zaman daralmasına neden olan bir solunum yolu hastalığıdır.
Astım Hastası Çocuk

Astım Nedenleri

Astımın kesin sebebi belli değildir. Genel kabul gören görüşe göre, doğuştan soluk boruları duyarlı bireylerde çevresel koşulların etkisi ile astım oluşmaktadır ayrıca geçirilen zatüre vb.. hastalıklarda astımın oluşmasında önemli etkenlerdendir. Astımın tipik karakteristiği bronşların mukoza ödemiyle daralmasından ötürü olan episodik dispnedir (nefes darlığı). Bu durum, polijenik bir kalıtım biçiminde genetik kökenli olabilir; fakat enfeksiyon, alerji ve emosyonel faktörler de rol oynayabilir. Psikolojik mekanizmaların rol oynaması için bronşiyal aşırı duyarlığa somatik bir yatkınlık bulunması gerekir. Astımlılarda belirli birtakım kişilik özelliklerine rastlanmasına rağmen, bu hastalıkla birlikte görülen spesifik bir kişilik tipi yoktur; anksiyetenin yol açtığı bazı astım nöbetlerinin nedeni bir şartlı refleksle açıklanabilir. Kesin alerji vakası gösteren bazı hastalarda bulunan yüksek bir immunglobulin (IgE) seviyesi, alerjinin oynadığı rolü açığa çıkarmıştır. Bu gibi hastaların yeni bulunan immunosüpressif ilaçlarla tedavileri yararlı olabilir. Kortikosteroid'ler de tedavide yararlıdırlar, fakat uzun süre ve yüksek dozda kullanılırsa bazı yan etkileri olabilir. Eğer astım nöbetlerinde şartlı anksiete belirgin bir rol oynuyorsa, hayal gücünde sistematik desensitizasyon yöntemi uygulanabilir. Eğer hipersensitivite dolayısıyla hava yolunun reversibl tıkanmasına yol açan birçok stimüle edici faktörlerin astıma neden olduğu düşünülüyorsa, önce mümkün olduğu kadar açık bir biçimde bu fiziksel ve psikolojik nedenlerin tablosunu çizmek ve bunlardan her birini tedavi ederken hastayı sürekli kontrol altında tutmak gerekir. Astım sıklıkla bir alerjiye bağlı olmakla beraber (%60-80) alerji olmadan da astım olabilir.. Doğuştan ve çevre faktörlerinden de gelebilir. Eğer derhâl doktora başvurulmazsa (belirtiler nüksettiği anda) ölümcül sonuçlara yol açabilir.


Solunum yollarının Astımdan önceki ve sonraki halleri.
Hastalarda zaman zaman hırıltı, nefes darlığı ve öksürük olur. Bazı durumlar astım belirtilerinin çok artmasına sebep olur. Bunlar: mikrobik hastalıklar, soğuk hava, kirli hava, sigara dumanı, alerji yapıcı maddeler (allerjenler), egzersiz ve psikolojik bozukluklardır.
Astımda belirtilerin aniden ortaya çıkmasına astım atağı veya astım krizi adı verilir. Bu durumda hastalarda ağır bir nefes darlığı olur.
Astımı belirtilerin şiddetine göre hafif aralıklı, hafif süregen, orta süregen ve ağır süregen olarak sınıflamak mümkündür. Astımın tanısında muayene bulgularının yanı sıra, kanda IgE' nin ve eozinofil adı verilen akyuvarın sayısının yüksek bulunması, solunum testlerinde soluk borusunda daralma olduğunun gösterilmesi ve deri testleri ile hastaların neye karşı alerjisi olduğunun gösterilmesinin çok büyük bir rolü vardır. ayrıca sert nefesler gözükür .
Astım

Astım Tedavi

Astım tedavisinde kullanılan bir solunum aleti.
Astım tedavisinde çoğunlukla inhaler adı verilen medikal cihazlar kullanılır. İnhaler kullanımı ile lokal etki yaratılır ve daha düşük dozla daha fazla etki elde edilir. Bu şekilde sistemik yan etkilerin önüne geçilmeye çalışılır.
Tedavide kullanılan ilaçlar iki gruba ayrılır. Birinci grup ilaçlara rahatlatıcı ilaçlar adı verilir (salbutamol, terbutalin gibi sempatomimetikler). Kriz esnasında veya belirtiler başladığında kişi inhaler'i ağzına götürür ve soluk alma (inspirasyon) sırasında inhaler'i sıkar. İkinci grup ilaçlar astımdaki temel sorun olan hava yolundaki iltihabın azaltılmasına yöneliktir. Bunlar da solunum yoluyla alınan kortikosteroidler, kromolin sodyum, nedokromil sodyum, teofilin ve lökotrien reseptör antagonistleridir. Her iki grup ilaçta inhaler tercih edilir.
Alerjik astımlı hastaların bir kısmında ilaç tedavisi ve korunma yöntemleri etkili olmamakta ve aşı tedavisi (immünoterapi) gerekli olmaktadır.
Astım, özellikle çocuklarda hafif bir tablo gösterirse belirtiler (%50-%60) tamamen kaybolabilir. Ancak yetişkin astımlıların belirtileri çoğu kez ömür boyu kalıcıdır.

Astım Krizi

Devamını Oku...

Ani Yüz Kızarması

0 yorum

Ani Yüz Kızarması şahsın kendi kontrolünde olmayan sempatik sinir sisteminin bir bozukluğu sonucu ortaya çıkar.

Normal yüz kızarması
Yüz kızarması; utanma, mahcup olma, suçluluk, kızgınlık, telaş, heyecan gibi duygu durumlarında doğal bir vücut tepkisi şeklinde ortaya çıkabilir. Böyle durumlarda vücutta adrenalin hormonu salgılanır ve vücut ısısı ani olarak artar. Vücudun ani artan sıcaklığı sempatik sistemi uyarır. Sempatik sistem yüzün kan damarlarını genişleterek kanı ısınmış kanı yüz bölgesine gönderir. Böylece yüzde ısınma hissi ve yüz kızarması ortaya çıkar.

Ani Yüz Kızarması Belirtileri: 
En önemli belirtisi yüzün aniden kızarmasıdır. Yüzdeki kızarıklık boyun kızarıklığı, baş ve kulak kızarıklığı şeklinde yayılabilir.
Ani Yüz Kızarması

Ani Yüz Kızarması Nedenleri: 

Temelde sinir sistemindeki bir bozukluktan kaynaklanan ani yüz kızarıklığı, durduk yerde ortaya çıkabileceği gibi genellikle, sosyal ortamlarda kendini gösterir. Bu nedenle, nedeninin daha çok psikolojik faktörlere dayandığını söyleyebiliriz. Zaten çoğu durumda, hastada sosyal fobi görülmektedir. Sosyal fobi, ani yüz kızarıklığına neden olabilmekte, yüz kızarıklığı da sosyal fobiyi tetiklemektedir.

Anormal yüz kızarması
Bazı kişilerde yüz kızarmasına neden olan sempatik sistem normalden fazla çalışır ve aşırı (hassas) duyarlıdır. Bu kişilerde yukarıdaki duygu durumlarının dışında günlük hayatta karşılaşılan normal olaylarda ayar bozukluğu olan bu sistem kendiliğinden çalışmaya başlar. Yüz kızarması olanların çoğunda problem buna bağlıdır ve yüz kızarması ciddi bir hastalıkla ilişkili değildir.
Bir nedene bağlı olmayan yüz kızarması günlük basit olaylarla ortaya çıkıyor ve çok sık oluyorsa, kişiyi sosyal ortamlarda sıkıntıya sokuyorsa, günlük faaliyetlerini, öğrenimini, iş hayatını, psikolojik durumunu etkiliyorsa, bu duruma yüz kızarıklığı hastalığı (facial blushing) denilir.
Anormal yüz kızarması kimlerde görülür ...
Yüz kızarmasında ana rolü oynayan sempatik sinir sistemi bizim bilinçli kontrolümüzle değil, duygusal uyarılarla çalışan bir sistemdir. Hastalıklara bağlı olmayan (nedensiz) yüz kızarıklığı sempatik sinir sistemi aşırı çalışan veya aşırı duyarlı olan kişilerde görülür. Bu kişilerde sistem duygusal uyarılara karşı çok hassas ve duyarlıdır.
Erkek ve kadınlarda eşit oranda rastlanır. 10-20 yaş arasında anksiyete, sinirlilik ve hormonal aktiviteye bağlı olarak daha fazla görülür.
Başka nedene bağlı yüz kızarması
İkincil yüz kızarıklığı bazı olağan nedenlere, ilaçlara ve hastalıklara bağlı olabilir.
Alkol almak, sıcak ve baharatlı yemekler, sıcak içecekler, ani olarak sıcak veya soğuk bir ortama girmek, aşırı sıcak hava, sıcak banyo, ateş (38 C) yapan durumlar, spor yapmak gibi vücut ısını artıran durumlar yüz kızarmasına yol açabilir.
Bazı hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçlar, gıdalara katılan bazı koruyucu kimyasallar (MSG, monosodium glutamate) yüz kızarmasına neden olabilir. Bazı diabet (chlorpropramide), meme kanseri (tamoxifen), osteoporoz (raloxifene), anjina ve hipertansiyon (kalsiyum kanal blokerleri), kemik hastalıkları (calcitonin), anjina (glyceryl trinitrate ve isosorbide dinitrate), prostat kanseri (buserelin, triptorelin, goserelin, leuprorelin) ilaçları yüz kızarması yapabilir.

İlişkili durumlar
Rosacea: Roza yüzde kızarıklığa neden olan yaygın bir cilt hastalığıdır. Roza hastalığında yüzde inflamasyon ve yüz damarlarında geçmeyen (kalıcı) genişleme vardır. Genellikle yanaklar ve burun bölgesinde ortaya çıkar. Bazen gözleri de etkileyebilir.
Hiperhidroz: Bazı kişilerde yüz kızarıklığı hiperhidroz denilen bölgesel aşırı terleme (yüz terlemesi, el terlemesi, koltuk altı terlemesi gibi) ile birlikte bulunabilir.
Menopoz: Yüz kızarması menopozla ilişkili olabilir.
Karsinoid sendrom: Nadir görülen bir hastalık olan karsinoid sendrom yüzde kızarıklığa neden olabilir. Bu hastalıkta yüz kızarıklığı her seferinde 20 dakika kadar sürer ve beraberinde mide ağrısı, çarpıntı ve ishal eşlik edebilir.

Ani Yüz Kızarması Tedavisi: Tedavi için öncelikle yüz kızarmasının nedenleri tesbit edilmelidir. Varsa, sosyal fobiyi yenmek, ani yüz kızarıklığının tedavisinde önemlidir. Kişi sosyal ortamlarda kendini rahat hissettiğinde yüz kızarması da azalacaktır. Ayrıca, ameliyat ve klips tedavisi de uygulanmaktadır. Yüzdeki kızarıklığa neden olan sinirlerin ameliyatla yakılması çeşitli yan etkilere neden olabildiği ve geri dönüşü de olmadığı için ameliyat önerilmez. Klips yöntemi ise sinirleri baskı altına alarak kızarıklığın önüne geçmeye çalışır.

Aslında ameliyat ve klips tedavileri, yüz kızarıklığına neden olan unsurlara yönelik değil sonuca yöneliktir. Bu nedenle, bu tedavilerden önce varsa sosyal fobiyi yenmek daha önemlidir. Bu hastalığa yakalananların en önemli sorunlarından birisi de sadece kendilerinde böyle bir şikayetin olduğunu düşünmeleridir. Oysa ki, pek çok kişi bu durumla karşı karşıyadır. Bunu bilmek, kişiyi biraz olsun rahatlatmaya yardımcı olacaktır.
Devamını Oku...

21 Aralık 2013 Cumartesi

Bahar Yorgunluğu

0 yorum

Bahar yorgunluğu, psikoloji alanında mevsimsel problemlerden biridir. İlkbahar ve sonbahar'ın ilk haftalarında genellikle belirtilerini göstermeye başlar. İş yaşamından aile yaşamına kadar insan hayatını her yönüyle etkileyen bir durumdur. Enerji azlığı, halsizlik, vücutta kırıklık ve baş ağrıları gibi semptomlar iş performansının düşmesine ve kişinin hayat kalitesinin düşmesine sebep olabilir.
En sık görülen belirtileri; güçsüzlük, enerji azlığı, uykusuzluk, genel bir yorgunluk ve bitkinlik halidir.
Bahar yorgunluğundan kurtulabilmek için yapılması gereken en önemli şey spordur. Spor ile birlikte vücut aktivitesi artacak ve bu enerji azlığının ortadan kalkmasında etkili olacaktır. Spor olarak hızlı tempolu bir yürüyüş, sabahları yapılacak 15 dakikalık bir egzersiz yeterli olabilir. Spor ile birlikte vücudun vitamin ihtiyacının da karşılanması gerekiyor. Bunun için B ve C vitaminleri kullanılabilir. Meyve ve sebze ağırlıklı bir beslenme programı da bundan kurtulmak veya yakalanmamak için etkili olacaktır. Günde tüketilen su miktarı da üç litre civarına çıkartılır ve uyku düzenine de dikkat edilirse bu durumun oluşması engellenebilir.

Bahar yorgunluğunu daha hafif atlatabilmek veya hiç yaşamamak için;

  • - Düzenli vitamin ve mineralleri tüketin
  • - Mevsim meyve ve sebzelerini tercih edin
  • - Kısa ve sık dinlenme aralıkları ile çalışın
  • - Çalışma ortamını iyi havalandırın
  • - Sıvı tüketimine dikkat edin. Mümkünse Günde 8-10 bardak Su tüketin
  • - Çay, kahve gibi kafeinli içecekleri az kullanın
  • - Sigara içmeyin
  • - Düzenli egzersiz yapın

Ne zaman doktora başvurulmalıdır?
Bahar yorgunluğunun uzun sürmesi ve kişinin günlük aktivitelerini yapmasına engel olması durumunda buna sebep olabilecek diğer nedenlerin (kansızlık, enfeksiyonlar, tiroid hastalıkları, fibromiyalji, kronik yorgunluk sendromu, bağışıklık sistemi hastalıkları, psikolojik hastalıklar ve gerekirse tümöral hastalıklar) araştırılması gerektiğini kaydetti.
Demirtaş, bahar yorgunluğu bulgularını taklit eden ancak altta yatan başka bir hastalığın erken tanısının mümkün olabileceğini söyledi.
Devamını Oku...

17 Ekim 2013 Perşembe

Alerji

0 yorum

Alerji, vücudun, aslında zararlı olmayan bazı maddelerden veya hava şartlarından etkilenmesi ya da psikolojik etkenler sonucu bazı maddelere aşırı reaksiyon göstermesidir.
Normalde vücudu koruyan bağışıklık sistemi, bazı insanlarda zararlı olmayan birtakım maddelere karşı da aşırı yanıt verir. Bu reaksiyonlara "aşırı duyarlılık" ya da "alerji" adı verilir. Alerjik reaksiyona yol açan antijene de "alerjen" denir. Alerjik reaksiyonlar tek tip değildir, birçok yolla ortaya çıkarlar, vücudun değişik bölümlerinde meydana gelebilirler ve çeşitli şiddette olabilirler.

Alerjik reaksiyonlara neden olan maddelere "alerjen" denir. Bu maddeler solunum yolu ile alınabildiği gibi, ciltten temas ya da yiyecek şeklinde ağızdan da alınabilir. Bu maddeler alerjik reaksiyon gelişebilmesi için vücuda daha önceden girmiş olmaları gerekir. Yani vücudun bağışıklık sisteminin bu maddeyle daha önce karşılaşması ve bunlara duyarlı hale gelmesi gerekir. Daha sonraki karşılaşmalarda çok hızlı bir şekilde reaksiyonlar gelişir. Reaksiyon gelişiminden de vücuttaki mast hücrelerinin alerjenler aracılığı ile parçalanması ve içinden "histamin" denilen maddenin çıkması sorumludur. Aşağıda özellikle solunum yolu ile alınan ve en sık karşılaşılan alerjenler verilmiştir.

Toz akarı.
Alerji belirtileri kaşıntı, kurdeşen ya da astım, alerjik rinit (saman nezlesi) belirtileri, hapşırma, burun akıntısı, burun ve genizde kaşıntı, burun tıkanıklığı ve geniz akıntısı olarak görülebilir. Kişi, eğer bazı maddelerle temasından dolayı alerji oluyorsa, o maddenin uzaklaştırılması ile sorun çözümlenmiş olur.
İmmün (bağışıklık) sistem, yabancı maddelerle karşılaştığında onları tanımayı ve belleğine almayı öğrenir. Ardından yabancı maddelere (antijenlere) karşı antikorlar üreterek yanıtını hazırlar. Organizmada ne zaman aynı antijen görülse hatırlama özelliği nedeniyle daha önceden hazırlanmış yanıt başlar. Bu nedenle örneğin, saman nezlesi olan bir kişi her yıl polenlerle karşılaşınca immun sistemdeki bu özellik sebebiyle hemen reaksiyon gösterir.

Alerji Çeşitleri:



Hava Kaynaklı Alerji Belirtileri

Hava kaynaklı alerjenler; polenler, kalıplar, toz akarları, hayvan tüyleri ve kimyasallardır. Hava kaynaklı alerjiler, genelde 10 yaşında gelişir, erken yirmili yaşlarda zirveye ulaşır ve 40 ile 60 yaşları arasında kaybolmaya başlar.

Belirtileri ise şunlardır:

  • Hapşırma
  • Burunda kaşıntı ve / veya boğaz
  • Burun tıkanıklığı
  • Öksürük
  • Gözde kızarma, yanma, kaşıntı, sulanma (alerjik konjonktivit)


Hava alerjenlere karşı hassas olanlarda, genelde alerjik rinit ve / veya alerjik konjonktivit vardır. Yukarıdaki belirtilere, nefes darlığı ve hırıltılı nefes alma da eşlik ediyorsa astımdan şüphelenilmelidir.

Gıda Alerjisi Belirtileri

Bir gıda farklı kişilerde farklı belirtilere neden olabildiği gibi aynı kişide, farklı zamanlarda, farklı dozlarda, farklı tepkilere de neden olabilir.

Gıda alerjileri:

  • Sindirim sisteminde: bulantı, kusma, ağrı, ishal
  • Solunum sisteminde: nezle, astım, ödem
  • Deride: Kızarıklık, kabarma, kaşıntı, ürtiker, egzama, anjioödem gibi sorunlara neden olur.


Eğer alerji çok ağır seyrediyorsa anafilaksi de görülebilir.

Böcek Alerjisi Belirtileri

Alerjiniz olan bir böcek tarafından sokulduğunuzda aşağıdaki tepkileri gösterebilirsiniz. (Bu tepkiler, özellikle çocuklarda daha sık görülür.)


  • Boğazda şişkinlik
  • Tüm vücut üzerinde ürtiker (kurdeşen)
  • Nefes almada zorluk
  • Mide bulantısı
  • İshal
  • Anafilaktik şok
Devamını Oku...

AIDS

0 yorum

AIDS ya da EBES, HIV etkeni nedeniyle insanlarda bağışıklık sisteminin çökmesine neden olan bulaşıcı bir hastalık.  AIDS sözcüğü, İngilizce Acquired Immune Deficiency Syndrome  (Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu/EBES) kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. HIV (İnsan bağışıklık yetmezliği virüsü), bağışıklık sistemine yavaş yavaş nüfuz ederek vücudun enfeksiyonlara karşı direncini yok eder ve bireyi çeşitli rahatsızlıklara karşı korunmasız hale getirerek sonunda ölümüne sebebiyet verir. AIDS, HIV enfeksiyonunun son aşamasıdır ve bu süreçte ölümcül enfeksiyonlara ve kansere sıklıkla rastlanır.  Kanında HIV taşıyan kişiye HIV pozitif denir. Kavram bütünlüğü sağlamak açısından yaygın olarak HIV/AIDS birleşik terimi kullanılır.
AIDS nedir, AIDS belirtileri, AIDS hastalığı
HIV virüsü kana bulaştıktan sonra uzun yıllar belirti vermeyebilir ve kişi kendini iyi hissedebilir. Bazı vakalarda, HIV pozitif bir kimsenin 8 ila 10 yıl AIDS'e yakalanmadığı görülmüştür. Bulaşma gerçekleştikten en az 3 ay sonra yapılan ELISA testleri en doğru sonucu verir.

AIDS Hayvanlardan insanlara geçişi;

AIDS zoonoz bir enfeksiyondur. İnsanlar ve aşağı omurgalı (İng: lower vertebrate) hayvanlarda görülür. Genetik olarak HIV'e çok benzer bir virüs, Batı Afrika'da ekvatora yakın bölgelerde yaşayan şempanzelerde bulunmuştur. Maymun bağışıklık yetmezliği virüsü (SIV) olarak adlandırılan bu virüs, henüz şempanzelerde hastalığa neden olmamaktadır. HIV'nin muhtemelen 20. yy'ın ilk yarısında, maymunların etleri için avlanması ve doğranması sırasında insanlara bulaştığı düşünülmektedir. Afrika yeşil maymunlarında görülen ve SIV'in farklı bir çeşidi olan virüsün ise HIV-2'ye neden olduğu düşünülmektedir. HIV-2 de AIDS'e neden olabilir ancak bu süreç HIV-1'e göre çok daha yavaş gerçekleşir. Şu an dünyada en yaygın insan bağışıklık yetmezliği virüsü HIV-1'dir. HIV-2, başlıca batı Afrika'da görülür.

AIDS Bulaşma yolları:

HIV; kan ve kan ürünleri, sperm veya diğer cinsel sıvılar üzerinden insandan insana bulaşır. Ayrıca plasenta ya da süt yoluyla anneden bebeğine bulaşabilir. Öksürükle, hapşırıkla ya da el sıkışmak gibi olağan temaslarla bulaşmaz. Bu virüs oldukça hassastır ve vücut dışında havada ve suda uzun süre yaşayamaz. Bu nedenle bulaşması için vücut sıvılarının doğrudan teması gerekir. Frengi, genital herpes (uçuk), bel soğukluğu (gonore) ve klamidya gibi cinsel hastalıkların cinsel bölgelerde yol açtığı yaralar ve doku bozulmaları, HIV bulaşma riskini artırır.

AIDS'in Belirtileri


AIDS'e ya da ilgili hastalıklarından birine yakalanmış bir kişi için bu belirtiler çok ısrarcıdır ve nedeni yok gibi görünür. Kişi hiçbir zaman kendisini neyin hasta ettiğini bulamaz ve hastalığın üstesinden gelemez. Çünkü sadece doktorlar ve konu ile ilgili araştırma yapan bilim adamları bu belirtileri teşhis edebilirler. Bu belirtilerin doktor tarafından açıklanan bir kısmı şu şekildedir:
  • Fiziksel ve zihinsel aktiviteleri etkileyen, sebebi açıklanamayan aşırı bir yorgunluk
  • Zayıflama yada diyet gibi herhangi bir aktivite söz konusu olmadan iki aydan kısa bir sürede 7-10 kilo kaybı
  • Birkaç haftanın sonunda ateşin açıklanamayacak bir şekilde 39 derecenin üstüne çıkması
  • Uyku sırasında kişinin üstünü sırılsıklam edecek derecede terleme
  • Sebebi bilinmeyen bir şekilde vücuttaki salgı bezlerinin kabarması (Özellikle boğazda, boyunda ve koltuk altında bulunan lenf bezlerinin kabarak en geniş halini alması)
  • Deri üstünde ya da altında oluşan kat kat, yada yükselen bir şekilde leke ve şişliklerin meydana gelmesi. Başlangıçta çürükmüş gibi algılanabilir fakat bunlar zamanla kaybolmazlar ve genellikle etraflarındaki derilerden çok daha serttirler.
  • Dilin üzerinde ve ağız içinde beyaz noktalar yada lekelerin oluşması
  • Israrla devam eden ishal
  • Özellikle öksürükle birlikte oluşan nefes darlığı
  • Herhangi bir solunum enfeksiyonuyla meydana gelen ve çok uzun süren kuru öksürük



Devamını Oku...

11 Ekim 2013 Cuma

Hastalık

0 yorum

Hastalık veya rahatsızlık, beden veya zihinde meydana gelen, rahatsızlık, dert ve görev bozukluğuna yol açan belirli bir anormal duruma verilen isimdir. Bazen terim yaralanma, sakatlık, sendrom, semptom ve normal yapı ve fonksiyonun anormal çeşitlerini kapsayacak biçimde, geniş bir anlamda, kullanılır. Fakat farklı bağlamlarda bu kavramlar farklı kategorilere girerler ve hastalık kavramı bunların yerine kullanılamaz.
TDK tanımına göre "hastalık"; "Organizmada birtakım değişikliklerin ortaya çıkmasıyla sağlığın bozulması durumu, rahatsızlık, çor, dert, sayrılık, illet, maraz, maraza, esenlik karşıtı"dır.

Hastalıkları inceleyen bilim dalı patolojidir. Hastalıkların sistematik sınıflandırmasını konu edinen bilim dalı ise nozolojidir. İnsan hastalıkları ve bunların tedavisiyle ilgilenen daha geniş bir alanı kapsayan bilim dalı ise tıptır. Birçok benzer (hatta bazı aynı) durum ve süreçler hayvanları da etkilemektedir; hayvanları etkileyen hastalıkları inceleyen bilim dalı veteriner hekimliği'dir. Hayvanlar ve insanlar dışında, her organizma gibi, bitkiler de çeşitli süreç ve durumlardan etkilenip zarar görebilirler; enfeksiyon, besin yetersizliği veya zararlı mutasyonlar gibi. Bitkileri etkileyen hastalıkları inceleyen bilim dalı bitki patolojisidir.
Devamını Oku...

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Nozoloji

0 yorum

Nozoloji (Yunanca: Nosos = "Hastalık") hastalık tasnifinin bilimsel incelemesi veya hastalıkları sınıflanlandırma bilimi. Tıbbın bir dalı olan nozoloji hastalıkların sınıflandırılmasıyla ilgilenen bilim dalıdır.
Hastalıkları, etiyoloji, patogenez veya semptoma göre sınıflandırılabilir. Alternatif olarak hastalıklar içerdikleri/etkiledikleri organ sistemlerine göre de sınıflandırılabilirler. Fakat, genellikle birçok hastalık birden fazla organı ve organ sistemini etkilediği için bu yöntem biraz karmaşık olabilir.

Nozolojilerle ilgili temel sorunlardan biri hastalıkların sıklıkla tanımlanamaması ve özellikle patogenez ve nedenselliğin bilinmediği durumlarda açıkça sınıflandırılamamasıdır. Bu nedenle, aslında sıklıkla tanısal terimler sadece semptom veya sendromlardan (semptomlar bütünü/topluluğu) ibarettir.
Devamını Oku...

15 Ağustos 2013 Perşembe

Adale Romatizması

0 yorum

Adale Romatizması: Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslarda ve özellikle de eklemlerde kendini gösteren ağrılı, bazen şişlik ve şekil bozukluğuna da neden olan hastalıklara genel olarak Romatizma adı verilmektedir.

Romatizma her yaşta görülebilen bir hastalık olmakla birlikte yaş ilerledikçe görülme sıklığı artar.

Kadınlarda daha sık görülür.

Adale Romatizması; çoğunlukla, şiddetli soğuk algınlıklarından sonra görülen ve hareket etmenin zorlaşmasına neden olan bir çeşit romatizmadır.

Oluştuğu bölgeye göre bel yada boyun tutulmasına neden olabilir.

Şikayetler 1-2 haftada kendiliğinden geçebilir, fakat kesin tedavi edilmezse tekrar etme ihtimali yüksektir.

Soğuk algınlığı, terleme en önemli nedenleri olmakla birlikte, aileden gelen kalıtımsal etkenlerin yanında diş çürüğü gibi iltihaplarında Adale Romatizmasının gelişmesine katkısı olduğu düşünülmektedir.

Romatizma hastalığı olanların üşütmemeye dikkat etmeleri ve korunmak için terli çamaşırları, en kısa zamanda değiştirerek üşütmeye karşı önlem almaları gerekir. Ayrıca, vücut direncini zayıflatan ve vücudun mikrop kapmasına sebep olan diş çürüğü ve diğer iltihaplar tedavi ettirilmelidir.

Devamını Oku...

11 Temmuz 2013 Perşembe

Alerjik konjonktivit

0 yorum

Alerjik konjonktivit aslında bir grup hastalığı tanımlayan genel bir terimdir. Temelde tip I aşırı duyarlılık reaksiyonu ile birlikte görülmekte birlikte, süreğen -kronik- tiplerinde hücresel bağışık yanıt da -tip IV reaksiyon- rol oynamaktadır.
Konjonktivit

Mevsimsel 
En sık rastlanan alerjik göz hastalığıdır, genellikle çocuklukta başlar, aile öyküsü vardır, astım gibi benzer alerjik şikayetler bulunabilir. Yatkın bireylerin, konjonktivasına temas eden havadaki allerjen maddeler, konjonktivada, tip I alerji reaksiyonu oluşturur. Konjonktivada yer alan bazofil ve mast hücrelerinin IgE antikorları için reseptörleri vardır. Hücre içerisindeki salgısal taneciklerden, histamin proteoglikan (heparin), proteazlar (triptaz), gibi etken maddeler de salgılanır. Bu etken maddeler, damar duvar geçirgenliğinde artış, akciğer bronşlarında daralma, yangı hücrelerinin ortama çekilmesi gibi etkilere sahiptir. Konjonktivada bu açığa çıkan maddelere bağlı olarak; gözlerde kaşınma, kızarma ve sulanma görülür. Göz kapakları hafif şişmiş olabilir, kornea çoğunlukla salimdir ve kişinin görmesi etkilenmemiştir. Aynı zamanda, burun akıntısı, hapşırma, burunda tıkanıklık ve kaşıntı gibi, alerjik rinit bulguları da olabilir. Tedavisinde, soğuk kompresler, etkenden kaçınması, antihistaminik ilaçlar, nonsteroidal anti inflamatuar (NSAİ) ilaçlar, kortikosteroidli damlalar kullanılabilir.
Not: Kortikosteroidli damlaların ciddi yan etkileri bulunur.
Pereniyal (Sürekli) 
Pereniyal, kelime anlamı olarak yıl boyunca süren demektir. Pereniyal alerjik konjonktivit, aslında mevsimsel alerjik konjonktivitin türevidir, belirtileri ve bulguları bir miktar daha hafif olmakla birlikte mevsimsel alerjik konjonktivitte olduğu gibidir. Bu hastalıkta mast hücreleri sürekli aktiftir ve etken maddeleri sürekli bir şekilde salgılarlar. Zaman zaman alevlenmeler ve, eşlik eden alerjik rinit bulguları da olabilir. Bu hastalıktan genellikle, mevsimsel özellik göstermeyen allerjenler sorumludur, bunlar, akarlar, mantarlar, ev tozu, kuş tüyleri gibi daha çok organik kökenli moleküllerdir. Tedavisi, mevsimsel alerjik konjonktivitte olduğu gibidir, ilaçların sürekli kullanılması gerekebilir.
Akut anaflaksi 
Allerjene maruz kalma ile ani olarak ağır kapak ödemi, konjonktivada kızarıklık, ve ödem gelişebilir. Allerjen etken olarak topikal ilaçlar, polenler, mantarlar ve böcek ısırmaları sayılabilir. Aynı zamanda alerjinin diğer belirtileri olan rinit ve ürtiker de görülebilir. İleri olgularda anaflaksi bulguları (anjioödem, bronkospazm ve hipotansiyon) bulunabilir. Tedavisinde soğuk kompresler, sistemik ve topikal antihistaminikler, damar büzücü (vazokonstriktör) ilaçlar genellikle yeterli olur. Ağır olgular ölüm riski içerir, anaflakside olduğu gibi tedavi edilmelidir.
Dev papiller konjonktivit 

Bu tip, konjonktivada ve korneada daha şiddetli bir tutulum yapar. Dev papiller alerjik konjonktivit oluşumunda Tip I aşırı duyarlılık yanı sıra hücresel bağışıklık da sorumludur.


Kornea ve konjontiva tutulumu (vernal konjonktivit)
Vernal konjonktivit 
Vernal konjonktivit, tipik olarak çocukluk çağlarında, 10 yaş öncesinde başlar ve 20’li ve 30’lu yaşlarda sıklığı azalır. Ergenlikten önce erkeklerde kızlara göre 2-3 kat daha fazla görülür ancak 20 yaşından sonra cinsiyetler arasında bu görülme sıklığı farkı ortadan kalkar. Limbal ve palpebral olmak üzere iki formu vardır. Palpebral formda, özellikle üst göz kapak konjonktivasında, limbal formda ise kornea ve sklera bileşke bölgesindeki konjonktivada tutulum vardır. Erken evrelerde küçük ve sayıca az olan papillalar, zamanla sayıca ve hacim açısından artış gösterirler, ve konjonktivada kaldırım taşı manzarasında dev papillalara dönüşürler. Konjonktiva ödemli ve kalınlaşmış olarak izlenir. Her iki formda da ağır olgularda kornea tutulumu olabilir. Bir önceki konuda sözü geçen genel tedavi önlemleri bu hastalık için de geçerlidir. Tedavinin temel bileşeni mast hücre membran stabilazörü ilaçlardır. İlaçların yıl boyunca kullanılması gerekebilir. Ağır olgularda kısa süreli kortikosteroidli damlalar kullanılabilir.
Atopik keratokonjonktivit
Genellikle ailesel veya kişisel olarak, atopik dermatit, astım, alerjik rinit, ürtiker veya besin alerjisi gibi atopik hastalığı olan kişilerde görülür. Atopik keratokonjonktivit olan hastalarda en sık rastlanan atopik hastalıklar, astım ve atopik dermatitdir. Atopik dermatiti olanların yaklaşık %25’inde atopik keratokonjonktivit vardır. Çocuklukta başlayabilse de vernal konjonktivitden farklı olarak daha geç olarak 20’li yaşlar civarında başlar. Göz kapakları sıklıkla tutulmuştur, göz kapaklarının cildi kızarık ve pul pul olmuştur. Konjonktiva tutulumu genellikle alt kapaktadır, papillalar vardır ancak bunlar vernalde olduğu kadar belirgin değildir, daha çok skatrizan -yara yeri iyileşme dokusu- bir görünüm vardır. Kornea tutulumu vardır. Tedavisi vernal olduğu gibidir, kirpik diplerinin temizliği ve hijyeni önemlidir. Cilt tutulumu için sistemik ilaç tedavisi gerekebilir.
Etkene bağlı dev papiller konjonktivit[değiştir | kaynağı değiştir]
Kontakt lenslere, göz küresine uygulanmış bazı protez veya eksplantlara veya göz ve çevre dokularında kullanılan dikiş malzemesine bağlı olarak gelişir. Oluşmasında mekanik irritasyonunun önemli bir yeri vardır. Tedavisinde yol açan etkenin ortadan kaldırılması ve antialerjik ilaçların kullanılması gerekebilir.?
Devamını Oku...

Alerjik dermatit

0 yorum

Kontak dermatit, derinin bazı maddelerle teması sonucu oluşan bir reaksiyondur. Bu reaksiyonların % 80' i tahrişe bağlı reaksiyonlar (örneğin: bulaşık yıkama sonucu oluşan el gibi), %  20' si de alerjik reaksiyonlardır. Reaksiyon temastan hemen sonra olşumaz. Temas sonrası 1-3 gün sonra oluşan belirtiler genellikle 1 hafta veya daha sonra kaybolur. Deri kırmızı, kaşıntılı, iltihaplı ve kabarcıklı bir hal alır. Reaksiyon genellikle temas yerinde en ağırken derinin diğer bölgelerinde de olabilir.

Kimlerde Olur?

Genetik yatkınlığı olan kişilerde gelişmesi kolaydır. Zehirli duvar sarmaşığı ve meşe ile yoğun bir temas sonucu daha fazla oranda oluşurkun, kısa süreli temas sonucu da oluşabilir. Alerjik kontak dermatit erişkinlerde daha sıktır.
dermatit


En Sık Hangi Maddeler Alerjik Kontak Dermatite Neden Olur?

Zehirli duvar sarmaşığı ve zehirli meşe en çok sorumlu olan bitkilerdir. Zehirli sarmaşık yerde yetişebileceği gibi, asma ve ağaçlara da sarılarak büyüyebilir. Bu bitkilerdeki uruşiol denilen bir reçine reaksiyonlara neden olmaktadır. Bu madde el aleti ve bazı elbiselerin yapımında kullanılır.

Diğer bazı bitkiler, metaller, kozmetikler ve bazı ilaçlar da reaksiyonlardan sorumludur. Yaklaşık 3000 tane kimyasal madde alerjik dermatite yol açabilir. Bunları sürekli kullanan kişilerde günün birinde kontak dermatit oluşabilir.



Hangi Metaller Kontak Dermatite Neden Olur?

Nikel, krom, civa kontak dermatite en sık neden olan metallerdir. Nikel bir çok mücevher, kemer tokası ve kol saatinde bulunur. Ayrıca elbiselerdeki fermuar, çıt çıt, kancalarda ve gözlük çerçevelerinde de bulunur. Nikel ile birlikte krom kullanılması ile nikele reaksiyonu olan kişilerde krom kaplamalı maddelere de reaksiyonlar görülmeye başlanmıştır.

Kontakt lens solusyonlarında bulunan cıva da bazı duyarlı kişilerde problemlere yol açmaktadır. Cıvaya duyarlı olan kişiler kontak lens solusyonlarının üzerindeki etiketleri dikkatlice okumalıdırlar. Bununla birlikte bir çok kontak lens solusyonu cıva içermemektedir. Bu metallerden sakınmak en önemli tedavi yöntemidir. Nikel yerine paslanmaz çelik ve 14 ayar altın kullanılmalıdır. Bunlar çok az miktarda nikel içerirler (18 ayar altında çok çok az miktarda nikel vardır).



Kozmetikler Alerjik Deri Reaksiyonlarına Neden Olabilirler mi?

Saç boyalarından tırnak cilalarına kadar bir çok kozmetik alerjik kontak dermatite neden olabilir. Saç boyalarında bulunan parafenilendiamin en sık sorumlu etkendir. Elbiseler için kullanılan boyalar da neden olabilir. Parfümler, göz farları, tırnak cilaları, dudak boyaları ve güneş kremleri de aynı şeyi yapabilir.

Hipoalerjenik ürünleri kullanmak en akıllıca yolardan biridir. Bu ürünler alerjik reaksiyona neden olabilecek parfüm ve boya içermezler. Kolaylıkla bulunabilirler.



Hangi Tür İlaçlar Alerjik Kontak Dermatite Neden Olurlar?

Antibiyotikli kremlerde bulunan neomisindir en sık nedendir. Penisilin, sülfa ilaçları, lokal anestetikler ve ilaçlardaki koruyucular diğer sorumlu faktörlerdir. Sağlık çalışanları, özellikle hekimler ve diş hekimleri bu maddelerle sık temas nedeni ile en çok risk altında olan kişilerdir.

Alerji uzmanınız size ilaçlarla oluşan kontak dermatitin tedavisi hakkında önerilerde bulunabilir.



Alerjik Kontak Dermatitin Tedavisi Nedir?

Temas sonrası deri su ve sabunla ovulmalıdır.

Reçine içeren ürünler ve elbiseler tekrar kullanılmadan önce yıkanmalıdır.

Antihistaminikler kaşıntıyı engellemek için kullanılabilirler. Belirtiler enfekte olmadığı veya çok fazla kaşınmadığında alerjik kontak dermatit iz bırakmaz.

Kabarcıklar patlamamış iltihaplı bölgeye ıslak soğuk kompres (1 litre su, 50 mililitre sirke karıştırılarak hazırlanır) uygulayınız. Kalamin losyonu kaşıntıyı önlediği gibi kurumayı da sağlar.

En etkili tedavi kortizondur. Hafif derecedeki reaksiyonlarda düşük kortizon içerikli kremler kullanılabilir. Orta ağırlıkta reaksiyonlar varsa yüksek kuvvetteki kortizonlu kremler kullanılır. Çok ağır reaksiyonlar için kortizon hapları gerekebilir.

Alerji aşı tedavisi hala deney aşamasındadır.

En iyi tedavi sorumlu olan etkenden kaçınmaktır.

Sağlıklı günler dileğiyle...
Prof. Dr. Cengiz KIRMAZ
Devamını Oku...